23 Ağustos 2020 Pazar
İlişki dengesi
Kendimizden farklı insanlarla olursak sevilmeme veya sevgiyi suistimal etme olasılığımız daha fazladır. Hele de birkaç kez sevilmediysek bu yüzden (kendimizi diğerini düşündüğümüzden az ifade edebilmek), veya fazla sevilip de sevmediysek (kendimizi diğerini düşündüğümüzden fazla ifade etmek) bu dengesizlik içinde ilişkide ya sen ya karşındaki mağduriyet yaşar. İki taraf aynı anda farklı sebeplerden ilişki mağduru da olabilir. Ortada bir adaletsizlik mevcut olduğu için er ya da geç ilişki manen sona erer, maddiyeten sona erdiren olay beklenir. Bu sebeple arkidişler, eğer hala karakter gelişim aşamasının başında değilsek, yani belli bir yaşı geçtiysek ve heyecan değil ama anlayış dolu dengeli bir sevgi içeren bir birliktelik arıyorsak kendimiz gibi olan insanları seçebilmeliyiz. Dişe diş yani. Gerçek bir ilişki kurmak yani uzun ve düzgün bir beraberlik kurmaya çalışmak gibi bir challenge a girmek istiyorsanız size benzeyen insanlarla olun. Sizden daha iyi insanlar sizi zorlayacaktır, daha kötüleri de zorlayacaktır.
22 Ağustos 2020 Cumartesi
Eğer..
Eğer dünya bir sahne bizler de sırası geldikçe sahneye çıkan oyuncularsak, geçmişte oynadığımız bir karakteri sahiplenmek, onun duygularından arınamamak başarısız bir oyuncu olduğumuzun göstergesidir.
İyimser olmak da kötümser olmak da eğer farkındaysak aynı şey. O yüzden gerçeğe yakın olan tarafta kalırsak iki yönde de derinleşmeden kalkınabiliriz. Biten şeyleri eski sezonların konularıymışçasına hafife alarak ve hatta biraz artık kendi mizmizliklarimizla dalga geçerek biraz atlatabiliriz. Ama hafif hafif. Derinleşmeden.
Ama derinleşirsek de donebilecegimizin yine eğer farkindaysak, o da derinleşmemekle aynı şey.
Bence dikkat edilmesi gereken nokta, orta nokta. Yani metronom ne yöne akıyorsa ve ne kadar gitmesine izin vereceğimize, orta noktayı gözden kaybetmeyecek sekilde, yani bir ayağımız ortada olursa sağlam olur. Git açıl istersen, çok sıkıldiysan ama farkında ol ve dön. Dönme alıştırmaları yap.
28 Temmuz 2020 Salı
Hayat bir gemi
Yani mesela acı çeken insanların sonradan normal insanlardan daha güçlü özelliklere sahip olmasının nedeni, o kişinin acı çekmekle meşgulken aksi yönde zevk alabileceği bir çok şeyin birikmesi yüzünden, acı veren kişininse hakkının dolması sonucu ters yönde istikamete yönelmesiyle muhtemelen hak yerini buluyor diye tabir ettiğimiz olaylar vuku buluyor. Eğer kişi, acıdan sonra yaşadığı zevkleri aksi yönde yani başkasına acı yaşatacak yönde arttırırsa, yani "aldığı zevk-çektirdiği acı" farkı çektiği acıya eşitlenince zevk azalması yönünde bir istikamete yol alabilir. Burada acı çektirdiği kişi bu değeri belirlemede bir değişken olabilir (yani o kişinin hesaplaşmasında eksik olan acı-zevk oranına göre yayın esnekliği değişebilir). Burada özgür irade önemli gibi gözüküyor. Daha fazla acı çektirerek yayı iyice germeyi göze almak, bence yanlış. Acı çektirmek baştan yanlış. Yaşadıklarımız yaşattıklarımızın sebebi diye düşünerek hareket etmek, bu mantık hiç bitmeyen bir döngü oluşturuyor. Etki tepki etki tepki. Bu yüzden sanırım dengeli olmak önemli.
Şimdi gelelim ikinci soruna.
Bir taraf farketti ve tepki vermek yerine dengesini korudu. İntikam almadı. Ama diger taraf aynı şeyi yapmaya devam etti çünkü durdurmak için yapması gerekeni bilmiyor veya çok yaralı olduğu için içinden hala kin duyuyor ve mutsuz. Çok karışık değil mi? Olgun taraf bunu diğer tarafa öğretmeli. Yok canım. Diğer taraf kızgın çünkü ukalalık tasarlandığını düşünüyor ve aptal yerine konuluyor. Yok artık. Ne yapmalı?
Kişiler yalnız mı bırakılmalı? Akıllar başa gelsin diye? Bilemiyorum.
Enerjiler başkalarına mı dağıtılmalı? Kişiler başka kişileri deneyerek uygun insanları bulabilir, kaybedebilir, arayabilir yine bulabilir. Bu çözüm insanlarin egolarının zamanla diğerine kıyasla çok daha yavaş çözünmesine sebep olabilir. Eş değiştirip durmak. Ve her zaman çocuk kalabilir kişi, hiç büyümez. Ama bir gün bir duvara toslar. Bu hikaye zordur burada anlatılamayacak kadar. Sonra minik bir kırılma yaşanır. "Ama kimse de büyümek zorunda değil bence böyle bir kuralı ancak hayatta en sıkıcı şeyleri tercih ederek kendini tamamen sıkıcılığın emrine adamış büyük insanlar, kendilerini yaşayan ve hayattan zevk alan insanları kıskandıkları için duvar olurlar.
Kimse büyümek zorunda değildir bence. İnsanlara özellikle zarar vermiyorsak."
Tenefüs.
27 Temmuz 2020 Pazartesi
"Stoacılık neydi hep unutuyorum"
Stoacılık M.Ö. 336–264 yılları arasında yaşamış olan Zenon tarafından kurulmuş ve Hellenistik dönemde etkili olmuş bir felsefe okuludur (Cevizci: 2000: 888). Panteist bir anlayışı benimseyen Stoacılara göre Tanrı şekil verdiği maddeden ayrı bir varlık değildir. Tanrı, maddi bir yapıdadır. Stoacılar, Herakleitos’tan dünyanın ana maddesi olarak ateş-le logos öğretisini almışlardı. Bu düşünceyi panteist bir biçimde yorumlayan Stoacılara göre Tanrı, evren düzenine içkin olan, etkin ateştir, bununla birlikte o, aynı zamanda cisimler dünyasını meydana getiren öğelerin kendisinden çıkmış olduğu ilk kaynaktır. Bu öğeler, Tanrıdan doğar ve daha sonra yeniden tanrıya dönerler, öyle ki evrendeki her şey ya da ilk ateş –yani kendi içinde ve kendi başına Tanrı – ya da farklı halleri içinde Tanrıdır.(Cevizci, 2010: 149–150).
Evrenin tek canlı bir organizma, rasyonel bir bütün olarak görülmesini talep eden Stoacılar, bu bütünün bir parçası olan insanın, bütünün amacına uygun bir biçimde dav-ranması, en yüksek yetkinliğe ulaşmanın yollarını araması gerektiği sonucuna vardılar. Stoacılara göre, insanın doğaya uygun hareket etmesi, doğadaki düzene uygun olarak, kendi ruhunu düzene sokması ve doğanın logos ya da evrensel akıl tarafından yönetilme-sine benzer şekilde aklın yönetimi altına girmesi, iradesini aklın denetimi altına sokma-sı gerekiyordu. Mutluluk, doğal yaşamdan, doğaya uygun yaşamadan, insan eyleminin doğal yasayla uyuşmasından, insanın iradesinin Tanrının iradesine uygun düşmesinden meydana gelir. Stoacılar için doğaya uygun yaşam, doğadaki etkin ilkeye, insan ruhunun da kendisinden pay aldığı logosa uygun yaşamdır (Cevizci, 2010: 151).
26 Temmuz 2020 Pazar
HELLO WORLD :)
Söyleyecek o kadar çok şey var ki söylememem gerektiğini düşündüklerimi ayırsam bile söylememem gerektiğini bilmediklerimle birlikte en az söylememem gerektiğini düşündüklerim kadar çok şey çıkar.
Sonsuz zamanımız varsa, veya yoksa da her an başlamak için görece en iyi zamandır diyerek, bu an yazmaya başlıyorum. Daha önceden yazmaya başlasaydım şu an bir sürü şey yazmış olacaktım, hepsi geçmişte kalacaktı ve şu anki olgunluğumda yazmamış olduğum her şey yüzünden pişmanlık yaşayabilirdim. Ama muhtemelen ara sıra açıp okur ve -ne yalan söyleyeyim- yazdıklarımı beğenebilirdim de. Çünkü o an da yazmak için görece en iyi zamandı ve ben cümlelerimde gramer hatası yapmamaya her zaman özen gösteririm. Böylece anlaşılır olurlar. Ne kadar çok kitap yazan veya çeviri yapan insanın gramer ve cümle yapısına pür dikkat özen göstermemesi yüzünden tekrar tekrar okunması gereken cümlelerine maruz kaldığımı anlatamam.
Her halde sanırım en kolay olmayan şey nereden başlayacağına karar vermek. Ben -artislik yapmak gibi olmasın- bugün evimdeki malzemelerle yapabileceğim bir kokteyl -ismi hoş değil- moskova katırı isimli kokteylimi tazelediğim yerle başlamak istiyorum. Bir kaç dakika sonra görüşmek üzere...
Gündüz yaptığım şey buna benzer bir şey. Şimdi kısa bir girizgah yapayım. Sushi yemek bu ara hayatımda bana en çok zevk veren aktivite. Yanında içilebilen şeyleri araştırırken evdeki malzemelerle bu kokteyli yapabileceğimi öğrendim. Orijinal içeriğinde votka, zencefil birası ve lime limon var ("Moscow Mule" orijinal ismi). Ben ise zencefil turşusu (Sushi'nin yanında gelen), bir yeşil limon suyu ve votkayı smoothie makinasında karıştırdıktan sonra nane-buzlu bardağa koyup üzerine IPA Bomonti ekleyerek bu kokteyli oluşturdum ve üff... İnanılmaz oldu. Evet sushi ile de iyi gitti. Japon rakısı nereden bulacağım, daha makiyi sakeyi kaniyi nigiriyi yeni öğreniyorum (Öğrendiklerimi yazdım işte).
Bu kadar yazmaya üşenmedim ama hazırlamaya üşendiğim için, bir de farklı bir kokteyl hazırlamak istediğim için, bu gece, yani demin, meyve suyu ile votkayı karıştırdım. Bu kokteylin ismi de, Buzlu ve Hazır Meyve Sulu Votka kokteyli. Yüzde Yüz Elma ve Vişne suyu karışıkmış. Hep okurum etiketi ama bu sefer boş verdim. Kandırıyorsanız kandırın ben de sonuçta yeni doğan bebeğimi beslemiyorum. Votkaya eşlik etsin.
Blog yazmam fikri, son erkek arkadaşımdan çıktı. Önceden Twitter hesabımda tüm beni yargılayabilecek eski okul, iş vs arkadaşlarımı temizledikten sonra yazdığım kısa cümleler beni tatmin etmeyince, bir de Twitter'ın yan etkisi olan gündemle ilgili haberleri ister istemez okumaya başlayınca, ve yaşadığımız zamanlardan ötürü öfkeli, hırslı twitler yazıp yazıp silmeye, veya doğa üstü güçlerle twitter üzerinden anlaşmaya çalışınca, artık dedim ki, bu karakter sınırı benim için hem can sıkıyor hem de kendimi tanıdığım diğer insanlara gereğinden fazla rezil ediyorum. En iyisi bir blog açarak kimliğim bilinemez bir şekilde, istediğim kadar karakter sayısıyla yazabilir ve zamanımı değerli arkadaşlarımı veya eski sevgilimi benimle konuşmaya zorlamak yerine, kimseyi etkilemeden buradan yazarım diye düşündüm.
Bu erkek arkadaşım arkadaşlarıyla buluşmaya gitmeden önce bana bir çok Word dosyası açtı. Bunları doldurayımmış.
Söyleyecek o kadar çok şey var ki söylememem gerektiğini düşündüklerimi ayırsam bile söylememem gerektiğini bilmediklerimle birlikte en az söylememem gerektiğini düşündüklerim kadar çok şey çıkar.
Sonsuz zamanımız varsa, veya yoksa da her an başlamak için görece en iyi zamandır diyerek, bu an yazmaya başlıyorum. Daha önceden yazmaya başlasaydım şu an bir sürü şey yazmış olacaktım, hepsi geçmişte kalacaktı ve şu anki olgunluğumda yazmamış olduğum her şey yüzünden pişmanlık yaşayabilirdim. Ama muhtemelen ara sıra açıp okur ve -ne yalan söyleyeyim- yazdıklarımı beğenebilirdim de. Çünkü o an da yazmak için görece en iyi zamandı ve ben cümlelerimde gramer hatası yapmamaya her zaman özen gösteririm. Böylece anlaşılır olurlar. Ne kadar çok kitap yazan veya çeviri yapan insanın gramer ve cümle yapısına pür dikkat özen göstermemesi yüzünden tekrar tekrar okunması gereken cümlelerine maruz kaldığımı anlatamam.
Her halde sanırım en kolay olmayan şey nereden başlayacağına karar vermek. Ben -artislik yapmak gibi olmasın- bugün evimdeki malzemelerle yapabileceğim bir kokteyl -ismi hoş değil- moskova katırı isimli kokteylimi tazelediğim yerle başlamak istiyorum. Bir kaç dakika sonra görüşmek üzere...
Gündüz yaptığım şey buna benzer bir şey. Şimdi kısa bir girizgah yapayım. Sushi yemek bu ara hayatımda bana en çok zevk veren aktivite. Yanında içilebilen şeyleri araştırırken evdeki malzemelerle bu kokteyli yapabileceğimi öğrendim. Orijinal içeriğinde votka, zencefil birası ve lime limon var ("Moscow Mule" orijinal ismi). Ben ise zencefil turşusu (Sushi'nin yanında gelen), bir yeşil limon suyu ve votkayı smoothie makinasında karıştırdıktan sonra nane-buzlu bardağa koyup üzerine IPA Bomonti ekleyerek bu kokteyli oluşturdum ve üff... İnanılmaz oldu. Evet sushi ile de iyi gitti. Japon rakısı nereden bulacağım, daha makiyi sakeyi kaniyi nigiriyi yeni öğreniyorum (Öğrendiklerimi yazdım işte).
Bu kadar yazmaya üşenmedim ama hazırlamaya üşendiğim için, bir de farklı bir kokteyl hazırlamak istediğim için, bu gece, yani demin, meyve suyu ile votkayı karıştırdım. Bu kokteylin ismi de, Buzlu ve Hazır Meyve Sulu Votka kokteyli. Yüzde Yüz Elma ve Vişne suyu karışıkmış. Hep okurum etiketi ama bu sefer boş verdim. Kandırıyorsanız kandırın ben de sonuçta yeni doğan bebeğimi beslemiyorum. Votkaya eşlik etsin.
Blog yazmam fikri, son erkek arkadaşımdan çıktı. Önceden Twitter hesabımda tüm beni yargılayabilecek eski okul, iş vs arkadaşlarımı temizledikten sonra yazdığım kısa cümleler beni tatmin etmeyince, bir de Twitter'ın yan etkisi olan gündemle ilgili haberleri ister istemez okumaya başlayınca, ve yaşadığımız zamanlardan ötürü öfkeli, hırslı twitler yazıp yazıp silmeye, veya doğa üstü güçlerle twitter üzerinden anlaşmaya çalışınca, artık dedim ki, bu karakter sınırı benim için hem can sıkıyor hem de kendimi tanıdığım diğer insanlara gereğinden fazla rezil ediyorum. En iyisi bir blog açarak kimliğim bilinemez bir şekilde, istediğim kadar karakter sayısıyla yazabilir ve zamanımı değerli arkadaşlarımı veya eski sevgilimi benimle konuşmaya zorlamak yerine, kimseyi etkilemeden buradan yazarım diye düşündüm.
Bu erkek arkadaşım arkadaşlarıyla buluşmaya gitmeden önce bana bir çok Word dosyası açtı. Bunları doldurayımmış.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





